Yol Bitmez

Toronto

Kanada’ya giriş:

New York’tan 12 saat otobüs yolculuğu ile Kanada’ya giriş yaptım. Pasaport kontrolünde her zaman olduğu gibi bir dizi sorular sordular. Niçin geldin? Ne kadar kalacaksın? Turistik amaçlı mı geldin? Dönüş biletin var mı? Mesleğin nedir? vs vs… “Sırt çantalıyım ve dünyayı geziyorum, bir dönüş biletim de yok” dedim. Bir sonraki durağımın neresi olduğunu sordular. Bir rotam ve planım olmadığı için arada gezeceğim yerleri es geçerek Alaska dedim. Alaska’ya nasıl gideceğimi sordular. Belki otobüs, belki tren, belki de otostop dedim. Görevli aldı pasaportu eline, bilgisayardan bir şeyler yaptı ve bir süre bekletti. O esnada aklımdan 7.5 yıl Kanada vizesi aldığım halde ülkeye girişte sorun mu çıkaracaklar diye düşünürken ekranı çevirdi ve google haritası üzerinden Toronto-Alaska arasının 6 gün sürdüğünü gösterdi ve uçakla gitmemi önerdi 🙂 Şaşırmıştım. Teşekkür ettim pasaportuma damga bastı ancak benim bir rotam ve planım olmadığı için gün sınırı yazmadı. Normal şartlarda 15, 30 veya 60 gün gibi süre yazması gerekiyordu ve bu süreceden önce ülkeden çıkış yapmam gerekiyordu. Bu güzel durumla birlikte herkesin pasaport kontrolü bittikten sonra tam yola çıkacakken otobüs arızalandı ve iki saatlik bekleyişin ardından aynı firmaya ait diğer bir otobüse bindik ve Toronto’ya ulaştım.

Kano’yla Wards adası:
Hostel’e yerleştim. 12-13 saatlik yolculuğa aldırış etmeden dışarı çıktım ve iki metro değiştirip couchsurfing‘ten annesi Meksikalı babası ise Kanadalı olan Jean ile buluştum. Dışarı da bir süre şehri gezmiş sonrasında ikimizde acıkmıştık. Couchsurfing’in bir diğer güzel bir yanı ise insanlar sizi host ettiklerin de yerel yemeklerini yapıp ikram edebiliyorlar. Jean annesi Meksikalı olduğu için meksika yemeklerini öğrenmiş ve dışarı da yemek yerine evde yapmayı önerdi. Malzemeleri aldık ve meksika yemeği hazırlayıp yedik. Jean kano, kamp gibi doğa sporlarına ilgiliydi. Birlikte kano yapmak için kano’yu da alıp Don nehri’nin kenarına gittik. Don nehri’nden deniz büyüklüğündeki Ontario göl’üne bağlanıp 1-2 saat kano yaparak Toronto adasının bir parçası olan wards adasına ulaştık. Hava gayet iyiydi ama su dalgalı olduğu için kano’nun içine dolan su’dan çantam ıslanmıştı.  Adaya sahil tarafından çıktık, sahilde güneşlenip kuruduktan sonra birer mango yedik ve adayı dolaşmaya başladık. Adanın ortasında kocaman bir yeşillik kenarlarında ise sınırlı sayıda güzel evler vardı. Evlerin ne kadar güzel olduğundan konuşmaya başladık. Burası adeta dünya’dan izole olmuş cennet gibi bir yerdi. Bu güzel adada sınırlı evlerde kimlerin oturduğunu sordum. Jean bu evlerden satın almak isteyen ve sırada bekleyen çok kişi olduğundan 20 yıl beklemek gerektiğini söyledi. Sınırlı sayıdaydı ve satın almak için bekleyenler sırası vardı. Adanın ortasında bulunan otantik bir kafe-restorant’a gittik. Jean’ın arkadaşı burada çalışıyordu. Burada da birşeyler atıştırıp içtikten sonra aynı yolu geri dönerek Jean’in evine geri geldik. Sonrasında  hostele geri döndüm.

Crawford Bar:
Jean ile yeniden buluşup Toronto sokaklarında bisiklete bindik. Jean’in annesi ve babası ayrı yaşıyordu ve tüm aile haftada bir buluşup akşam yemeği yiyorlardı. O akşam bu sebeple tekrar buluşmak üzere ayrıldık. Biraz şehri gezdim. Akşam barların bulunduğu College street’de buluşup Jean’ın arkadaşlarının canlı müzik yaptığı Crawford Bar’a gittik. Jean ve arkadaşlarıyla eğlenip dans ettiğimiz gece de, içeri de alkol dışarı da sigara yuvarlayıp sonra tekrar içeri girip eğlenmeye devam ediyorduk. Jean ertesi gün çalıştığı için ayrıldı. Ben ise saat 2’den sonra bardan ayrıldım. Bar’da ve barın önünde içtiklerimden hostel’e nasıl ulaştığımı bilmiyorum. Metro istasyonuna gittiğimi metro’nun 2’den sonra kapalı olduğunu buradan bir otobüse bindiğimi şehrin başka bir noktasında inip o kafayla kulağımda müzik hiç kimsenin olmadığı cadde ve sokaklardan 45dk yürüyerek navigasyonla hostele ulaştığımı hatırlıyorum.

Gezi’ye bir ara, dinlenme:
Sabah uyandım. Hostele geldiğim de yer olmadığından sadece iki günlük yer ayırtmıştım. Hostel’den çıkan olmazsa kendime başka bir hostel bakmak zorunda kalacaktım. Hostele rezervasyonum yoktu kalacak yer de ayarlamamıştım ve hafta sonu olduğu için her yer doluydu. Otel’ler çok pahalıydı. Hostel’de geç saate kadar bekleyip yer bulamazsam şehirde bir parka gidip çadır kurmayı bile düşündüm. Bütün gün hostel’de dinlendim, çamaşırlarımı makineye attım, biraz kitap okuyup çektiğim fotoğrafları düzenledim. Akşam 8 civarı hostel görevlisi benim için boş bir yer çıktığını söyledi ve kaydı yapıp çantamı yerleştirip couchsurfing‘ten Emily ile buluşmak için dışarı çıktım. Buluşup iki bira içtik ve saatlerce konuştuk. Bir gün öncesinden ders çıkarmamış olmakla birlikte yine metro’ya yetişemedim. Kanada’da metro’lar gece 2’de kapanıyordu. Bir otobüse bindim ancak tam ters istikamete gittiğimi anladığımda inip başka bir otobüse bindim ve bu sefer 20dk yürüyerek hostele ulaştım. Saat gecenin dördünde odaya girdiğimde yatağımda başka birisi yatıyordu uyandırıp benim yerim olduğumu söyledim ve başka bir yatağa yattı.

Kutsal üçleme; Meksika sigarası, ayin gibi festival, Toronto sokaklarında bisiklet:
Kahvaltının ardından hostel görevlisi kız ile tartıştık. Neymiş efendim bir önceki gece yatağımda yatan kişiyi neden uyandırıp benim yerim demişim. Bir gün önce ödeme yaptığımı görevli tarafından bu yatağın gösterildiğini, çarşafları benim taktığımı üstüne de elbisemi koyduğumu söyledim yine de trip attı. Hostel’lerde otel’deki gibi bir oda mantığı olmadığından sadece ortak kullanımdaki oda’da bir yatağa sahip olduğunuzdan böyle durumlar oluşabiliyor. Ama bu çok nadir yaşayacağınız bir durum. Sonrasında durumu anlayıp hak vermelerine rağmen normal’de böyle bir şey yapmazdım ama görevli kız’ın tepkilerinden kalmak istemediğimi söyleyip hostel’den çıkış yaptım. Sırtımda 75lt’lik çantayla Jean ile buluştum. Evinde misafir edebileceğini söyledi bende kabul ettim ve babasının evine gidip çantalarımı bıraktım. Sonra Jean’ın arkadaşlarının evine gittik. Ryan, Peter, Jean, Daniel ve Kanada doğumlu Türk asıllı Aziz vardı. Arka bahçede el yapımı hamburgerlerle barbekü yapıp birşeyler içtik. Aziz arada bir Türkiye’ye geliyor ve biraz biraz Türkçe konuşabiliyordu. Couchsurfing’den insanlarla tanışıp arkadaşlarının evine gittiğiniz de bir Türk’le karşılaşmanız ender rastlanan bir durum ve Türkiye’den de baya bir muhabbet ettik. Sonra Jean ile ben ayrılıp Sam’in evine gittik. Sam uzun boylu, uzun sarı saçlı, beyaz tenli ve renkli göz’lü çok eğlenceli çocuk gibi bir Kanada insanıydı. Sam’in ailesi ile birlikte kaldığı 3 katlı evinde odası bodrum katında idi. İçerisinde iyi bir ses sistemi, mikser, piyano, akustik ve elektro gitar vardı. Sam, kız arkadaşı, Jean ve ben müzik dinledik, ice tea ile rom’u karıştırıp  üstüne Meksika’dan gelme sigarayı yuvarladık. Toronto’da festival zamanıydı arkasından dışarı çıktık. Festival tahminen 40-50$ civarındaydı. Sam dj olduğu ve festival’lerde çalıştığı için 4 tane ücretsiz giriş kartı vardı.  O kafayla bisikletlere binip Downtown’a gittik. İlginç trans müzikler, bir çok stage, barların üstünde dans eden çıplak insanlar, önünde içilen maijuana’lar, her şey bir ayin gibiydi… Gece yarısına kadar eğlenip bisikletle geri döndük. Zaman çok yavaş akıyordu…

Kanada’lı insanın bir günü:
Jean’ın evinde lazanya ve maple şurup ile kahvaltı yaptık. Maple şurup kanada ağaçlarından yapılan çok özel ve tatlı bir şurup. Yemeklere katılabildiği gibi kahvaltı da da yenebiliyor. Sonra ailesi ile birlikte hep beraber dışarı çıkıp Cherry Beach’e piknik yapmaya gittik. Plaja bitik ağaçlık alanda barbekü yaptık, giderken aldığımız mor cipslerden ve tatlı mısır patlağından yedik, beyzbol oynadık, kanoya bindik. Jean’ın babası Türkiye’de beyzbol takımının olup olmadığını sordu. Üniversitelerin takımları olduğundan ancak Amerika ve Kanada’daki gibi takımların olmadığını söyledim. Giderken aracın üstüne kanoyu’da almıştık. Sonra gölde açıldık. Sahilin başka bir noktasında festival vardı yaklaşıp göl üstünde müziği dinledik… Giriş’in biletli ve ücretli olduğu herkes’in kendi an’ını yaşadığı kumsal festival’ini sahile kadar yaklaşıp dinledik. Bir süre sonra geri döndük gün bitmek üzereydi ve hep beraber hatıra fotoğrafı çekildik. Artık yerel insanların evinde kalıyor yerel yemekler yiyiyor onların yaşantısına dahil oluyor böylelikle kültürlerini öğreniyordum. Eve döndükten sonra sahilde kirlendikleri için Jean’in köpeklerini yıkadık. Sonra arka bahçede masa da oturup rom içtik. Arkasından Sam’in evine gittik yine bir sigara yuvarlayıp festivale giriş kartlarını aldık ve önce college street’e sonra spandila caddesindeki barlara gittik.

Issız sahilde tek başına:
Türk kahvaltılarını özlediğimden olsa gerek canım melemen istedi ve yaptım. Bir de pesto vardı fesleğenli ve ekmeğe sürülebilir lezzetli bir şey. New York hostel’lerinde günlüğüne 50$ ödeyip kahvaltı da yalnızca donut ve muz olan günler geri de kalmıştı. Kahvaltı sonrası Jean ile hafta sonu yapacağımız kamp için bir yerlere bakmaya başladık. Ben Algonquin ve Killarney gibi doğal parklara gitmeye niyetlenmişken Jean bunların 8 saat uzaklıkta ve ücretli olduğunu söyledi. Queen Elizabeth II parkına karar verdik. O esnada üç gün önce couchsurfing’ten tanıştığım Emily akşama planın var mı diye mesaj atmıştı. Planım olduğumu söyleyip dışarı çıktım Scarborough park’a gittim.

Kuşlar göç ediyordu tek sıra halinde… Sahilde kimse yoktu hafta içi ve hava kötüydü. Bense oturmuş tek başıma uzaklara bakıyordum sahilde… Yalnız değildim aslında koca sahilde martılar vardı sürüyle. Gökyüzünün sol tarafı kapalı sağ tarafı açıktı tıpkı bir insanın iki yanı gibi. Archive-Again long version dinliyordum… Dünya turunda 25. gün Amerika kıtasında Kanada Toronto’da hiç bilmediğim, duymadığım bir sahildeyim. Aklımdan neler geçmiyor ki… Uzun uzun sahilde oturup doğayı, denizi izledim ve yolda olmanın tadını çıkardım. Sahil dönüşü otostop çabalarım başarılı oldu ve çinli bir aile arabasına aldı.. Arabada Üsküdar’a gider iken’in ingilizce vesiyonu çalıyordu tüm bunlar bir şaka olmalıydı diye düşünürken nereli olduklarını sordum. İçimden Çin diye tahminde bulunurken Young Street dediler. Sonra onlara müziğin türk kültürü müziği olduğunu ve benimde Türkiye’li olduğumu söyledim. Enteresan bir kombinasyon Kanada’da Çinli olduğunu düşündüğüm bir ailenin arabasında Üsküdar’a gider iken ingilizce versiyon 🙂 Teşekkür ettim indim. Sahile gelirken ilk otobüs’te ineceğim durağı kaçırdığım için şoför bana transfer bileti vermişti ve o biletle başka bir otobüse binip sahile gitmeye çalıştım şoför o bileti almamıştı şimdi o biletle geri dönüş yolunda metroya giden otobüse bindim. Otobüs metro alanına girdiği için metro’yada ücretsiz bindim. Kanada’da otobüs veya metroya bir biniş 3$.

Queen Elizabeth II Wildlands doğal parkında 3 gün kano ve kamp:
Queen Elizabeth II parkında 3 gün boyunca kano ve kamp yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Toronto’ya veda:
Artık Montreal’e gidiş zamanıydı. Jean’den ayrıldıktan sonra bir metro bir otobüs ve 5dk yürüyerek Lawson road’a ulaştım. Burası Montreal ve Quebec’e giden otobana bağlantı yolu. 45dk’lık otostop denemem başarısız oldu insanların arabadan uzaylı görmüş gibi bakmalarına aldırış etmedim. Ancak otostopun başarısız olması benim için bir trajedi. Özellikle Montreal’e gidecek arabaların güzergahıydı burası. Hatta arabaların durması için cep olan bi yer seçmiştim. Bi ara birisi korna çalıp ileriyi gösterdi ama o da durmadı ne demek istediğini anlamadım. Otobüse tekrar binip geldiğim noktaya hatta daha ilerisine 1.5 saat sonra otobus garına gittim. Sabah erken saatte gidecek otobüs için garda uyudum.

Toronto’da çok güzel anılarım oldu, güzel deneyimler ve arkadaşlar edindim ayrıca kültürlerini öğrendim…

 

 

Göksel

www.yolbitmez.com/ben-kimim

Add comment

Bir Cevap Yazın

Son Yazılar

Instagram

  • Karlatmzda bu arkadalar dada zgrce geziyorlard O andan geriye buhellip
  • Portre ekim Fla MarseilleFrance vscocam vsco instapic vscogood instalife aniyakalahellip
  • arkadalar iyidir friends moda modasahil sundayfunday
  • Fla MarseilleFrance vscocam vsco instapic vscogood instalife aniyakala objektifimden instagramturkeyhellip
  • Portrait France Model Lina from Leutivos Respublica vscocam vsco instapichellip
  • Gney alp zirveleri Mont Blanc France vscocam vsco instapic vscogoodhellip
  • pazar sundayfunday sunday mahatmacafe portre portraiture portrait portraitphotography
  • Portre irincezmirTurkey vscocam vsco instapic vscogood instalife aniyakala objektifimden instagramturkeyhellip
  • Portre Fla MarseilleFrance vscocam vsco instapic vscogood instalife aniyakala objektifimdenhellip

Ben Kimim


Üniversiteyi bitirip yıllarca IT sektöründe yazılım mühendisi olarak çalıştım. 21. yüzyılın icadı olan kariyerime ikinci bir üniversite diploması, üç beş özel kurs ve 8-10 da sertifika ekledim. Sistemin bana sundugu tüm zokayı yiyip, modern köleliğin dibine vurdum. Ev, iş ve İstanbul trafiğinde… devamını oku

Popüler Yazılar

Sosyal medya takip

Sosyal medyada takip etmek için:

/* ]]> */